Ana sayfa | Hakkımda | İletişim | Sosyal platform
Cehalet köşem
Sabah güneşi pusulası

Ufuktan yeni belirmiş sabah güneşi, serin ama yumuşak bir deniz esintisiyle sallanan ağaç dallarının yapraklarının arasından ulaşan hayat parıltısı, masmavi denizin görüntüsü, kuş sesleri içinizi öyle bir ferahlatır ki yaşamak bu dersiniz.

Bunu yaşadığımda gün boyu nasıl mutlu olduğumu anlatamam. O kadar güzel bir denge ki insana sunulan, bir anda sarhoş oluyorsunuz. Hele o anki duygu ve düşüncelerin ferahlaması, ciğerlerinize doldurduğunuz 'miss...' gibi deniz havası, güneş ışığının fırça darbeleriyle yumuşayan o müthiş kırmızı tonu ile bir bardak ince belli çay ve denizi seyrettiğiniz an. O an dursun! Beklesin biraz. Sadece susun ve dinleyin. Bu durum galiba ilkbaharın, dünyanın müthiş konumundan kaynaklanan o güzel mevsimin habercisi.

Uzun bir aradan sonra yaşadığımızı hissettiğimiz bu anlarda, ilkbaharın canlanma, yenilenme, yeniden başlama mevsimi olduğunu birkez daha kavrıyoruz. Ve başladığımız noktayı aramaya koyuluyoruz.

Diyoruz ki; insan doğaya dönmeli, kendini hissetmeli, yaşadığını, güldüğünü, ağladığını. Nedir bu tek bir bölgeye sıkışıklık? Nedir bu insanlar arasındaki belli belirsiz, manasız çekişme? İnsan doğaya dönmeli, ağacın güzelliğini, yerdeki otun güzelliğini, taşların yeşile nasıl bir ton kattığını ve uyumunu, kuşların bu resmin nasıl bir parçası olduğunu, kahverengi dalların yeşilin cırtlaklığını nasıl kapattığını, bütünü, uyumu, resmedilen her şeyin nasıl önemli olduğunu, her parçanın olmazsa olmazlığını keşfetmeli. Kısacası kendini hatırlamalı. Çünkü insan, başta doğayı, sonra kendini unuttu. Ait olduğu yeri beğenmedi ve yeni bir yer keşfetme arayışına girdi. Ama kamptan öylesine uzaklaştıki bunun için, geri dönemedi. Çünkü kamptaki ateşin harlanması gerektiğini, geri dönmek için o ateşin dumanına ihtiyacı olduğunu unuttu. Hatırladığında ise çoktan yağmur yağmıştı. Kaybetti olması gereken yeri.

Hatrında kalan o kampın güzelliğini son geldiği yerde inşa edebileceğini sandı. Kendini kandırdı, avuttu. Ve bu gerçeği kendine bir türlü söyleyemedi, hatrındakini de unuttu sonra. Şuanda basit, sade, tek düze bir hayatta mutlu olmak adına birbirine sarmaya başladı. Sanki insan yaptığı hatanın hıncını yine başka bir insandan çıkartmaya çalışıyor, suçu ona atıyor. Ve yine kendini kandırıyor.

Kendini, özünü hatırlamaya çalışan, kendine yalan söylemekten vazgeçmiş olanlar sabah güneşini tekrar pusula edinmeye başladılar. Kamp ateşini söndüren yağmurdan korunmak için girdikleri mağaradan çıkış kapısını gördüler. Ve o mağaradan çıkmayı başardıkları zaman aslında kaybettikleri kampın içinde olduklarını anlayacaklar.

22.03.2018
Erkan ÇAVUŞ

ELEKTRO ÇAVUŞ
Ana sayfa | Hakkımda | İletişim | Sosyal platform | Android market | Tişört market
ELEKTRO ÇAVUŞ2012 | elektrocavus.com