Ana sayfa | Hakkımda | İletişim | Sosyal platform
Cehalet köşem
Küçük artık büyüdü, yok oldu.

Kişi; geçmişine özlem duyar hep, "ah..! nerede o eski günler" der. Klişeleştirir şu yakınmayı bile, yozlaştırır. Kaybolan günler için zamanı suçlar, "zaman çok hızlı gerçiyor" der. Hele de bakalım; kaybolan günlerimiz mi? Kaybettiğimiz günlerimiz mi? Burada bir seçim yapmak gerekiyor bence. Benim tercihim kaybettiğimiz günlerimiz.

Yaşama sevinci, heyecan gitgide daha bir tekilleşiyor. Sadeleşiyor. Yok oluyor.


Duygular çocuklukta ayrı bir güzeldir. Gerçek, ham duygular. Elin çamura değerkenki mutluluğu, hayaline şekil verirken ki mutluluğu, artık çok başka şekle bürünmüştür. Günü birlik, saatlik, saniyelik iğrenç şeylere hapsolmuştur mutluluk. Bunu kim yaptı insanlığa? Neden çocuklarımızın mutluluğuna mühür vurduk? Vuruyoruz?

Yağmur yağdığında taşlardan baraj, güneş açtığında tahta araba, kışın kardan adam yaptığımız, akşam saklambaç oynadığımız, duvarın üstüne oturup muhabbet ettiğimiz, ağaçtan taze meyve yediğimiz, hayallerimizden bahsedip heyecanın doruklarına koştuğumuz arkadaşlarımız nerede şimdi? Zamanımı suçlamalıyız? Yoksa hayallerimizin önüne set çekenleri mi? Yoksa buna izin verdiğimiz için kendimizi mi? O zaman bazı şeylerin farkına varalım. Ve kaybettiklerimizi hakediyor muyuz bir bakalım.

Hergün geçtiğim yolda, kavşaklarda, tehlikenin tam ortasında çalıştırılan 4, 5 yaşındaki çocuklar? Ve toplumun %99'luk kesiminin bu duruma karşı görme engelli olması? Yanlarından geçerken "benim çocuğum değil ki, banane" diyebilmeleri? Olmayan vicdanlar acır diye söyleyemezler kendilerine. Görme engelli, maaşlı hocaların, halen daha zaten boş olan camiler yetmiyormuş gibi yeni cami yaptırmak için topladıkları yardımlar? Düzeltmeleri gereken insanlık var iken bina yaptırmaları? Sonra insanlık adına atıp tuttukları vaazlar? Akşam evde acaba ne yesek diye kara kara düşünenler?

Yağmurda, soğukta, kavşaklarda araba camı silmeye çalışan, mendil satan, üstüne azar işiten, hakaretlere maruz kalan küçücük çocuklar varken senin aptal hayalinin, yaptığın yardımın, söylediğin zikrin ne önemi var? Susan, görmeyen, duymayan, düzeltmeyen, bütün bu olanları siyasete yıkıp minik elleri kukla görene, canı yanmayana en büyük cezadır bu yozlaşma. 


Sıcak odada, yumuşak koltukta otururken yazdığım bu satırlar, serzenişler ne kadar doğru olabilir? Ne kadar hissettirebilir bana acınası(insanlık) durumu? Eğer sokaktaki çocukları görüp, "biz çocukken daha mutluyduk şimdi neden değiliz? Nerede o eski günler?" diyorsak, engelli demeyeceğim, bizde özürlüler ordusundanız demektir. Evet, bende dahilim[Bayrağı bana verebilirsiniz gocunmam].

İnsanın aptallığının suçunu zamana yıkmak doğru olmaz.

16.03.2018

Erkan ÇAVUŞ

ELEKTRO ÇAVUŞ
Ana sayfa | Hakkımda | İletişim | Sosyal platform
ELEKTRO ÇAVUŞ2012 | elektrocavus.com