Ana sayfa | Hakkımda | İletişim | Sosyal platform
Cehalet köşem
Ben iyiyim, peki ya, sen?

Evet yeni bir paradoks ile karşı karşıyayız. Ne yazayım ne yazayım derken sosyal ilişkilerde çokça farkına vardığım bu konuyu ele almak istedim. Bu en az bir kişinin en az bir başka kişi hakkında konuşması, bir başka kişi hakkında hükme varması konusu. İşin dini boyutunu bir kenara bırakıyorum.

Diyelim ki; konuşan iki kişi kendi mahkemelerini kurarak kendi yasalarına göre hüküm vermektedir. Yargılanan kişi, mahkeme sahibi olan kişilerin yasalarına ters düşmüştür. Sonuç olarak mahkeme sahipleri iyi konumda yer almaktadır. Bu iki kişi, iyi insanlar, huyları ile, davranışları ile, olması gereken şeylere sahip oldukları ile… Daha bir sürü var, üç noktayı koydum. Şimdi zamanı biraz geri alalım ve mahkeme sahiplerince yargılanan kişinin neden yargılandığı olayına geri dönelim. Ve aşağıya madde madde olasılıkları yazalım (aklımızın aldığı kadarı ile);

  • En başta, yargılanan kişinin de kendi hayatı ve duyguları olduğunu en genel manada iradesinin olduğunu unuttuk,
  • Yargılanan kişinin kendi mahkemesinin, yasalarının olduğunu unuttuk,
  • Yargılanan kişinin evrendeki her şeyden farklı olduğunu unuttuk,
  • Yargılanan kişinin doğrularının (neye göre doğruluk?), yanlışlarının (neye göre yanlışlık?) olduğunu unuttuk,
  • Yargılanan kişinin beynini ve düşüncelerini okuyamadığımızı unuttuk.

En genel manada yazmaya çalıştım bu maddeleri. Sonuçta yargılanan kişinin de kendi yasalarınca haklı olduğunu, iyi bir birey olduğunu bilmemiz gerekiyor. Bu durumda herkes iyi oluyor. O zaman bizim iyi ya da kötü olarak adlandırdıklarımız neye göre iyi ya da kötü? Kendi yasalarımıza göre mi? Yok artık! Şuradaki böbürlenmeyi görüyor musunuz? Ne kadar büyük bir böbürlenme. Senin yasaların ne zaman evrensel oldu? Böyle bir gaflete ancak aptal olan insan düşer. Aptallığı bireyselleştirmiyorum, tam aksine insan, aptal bir varlıktır diyorum. Buraya kadar okuduktan sonra şimdiye kadar yayınladığım yazılarımdaki konular etrafında dönüyor bu düşünen diyebilirsiniz. Ama insan merkezde ne yapabilirim?

İyiliği, kötülüğü veya tüm zıtlıkları insan belirleyemez, bunun için bir referans noktası olması gerekir. Referans noktasını insan belirleyemez, çünkü hiçbir insan aynı koşul, şart ve zamanda doğmadı. Öyle olsaydı dünyada tek bir insan olurdu, insanlıktan bahsedemezdik. Şu sonuç çıkıyor o zaman buradan; iyilik ya da kötülüğün ne olduğunu belirlemek insanın haddine olan bir şey değil. İdeolojik açıdan bu şekilde(haddine) bir tanımlamada bulunmak büyük küfürdür diye düşünüyorum.

Biraz girdiğimiz derinlikten yukarıya çıkalım ve sosyal ilişkilere geri dönelim. Biraz daraltalım, ikili ilişkiler diyelim. İkili ilişkilerde ne yapmamamız gerekir de yukarıdaki bahsettiğimiz gaflete düşmeyelim, hem de ilişkilerimiz zarar görmesin diye bir soru soralım kendimize. 

Öncelikle herkes bu(bahsedilenler) bilince sahip olacak. Bunu şunun için yazdım, eğer bir kişi bu anlatılanların bilincinde olup diğer kişi olmaz ise bütün bu anlatılanların gafletine düşerekten, kelime bulamadım, çağrışım yapması açısından şunu kullanacağım; devlete sırtını yaslar. Başka bir yerlere de dokundurduk bu cümle sayesinde, güzel (gaflete düştüm bakın!) oldu. Sonra kendini karşıdakinin yerine koyacaksın. Bu, yazımızda bahsettiklerimizi gözünün önüne gelmesinde yardımcı olacaktır.

Birde şu açıdan bakmayı unuttum; bu yazdıklarım benim kıt aklımın düşündükleri. Ben bunları yorumlarken ve olması gerekenler hakkında düşüncelerimi söyleme gafletine düşmüşken, “Her insan farklıdır.” düşünceme ters düşmüyor muyum? Her insan farklı demiş iken yorumlarımın kesinlikleri hakkında nasıl bahsedebilirim? Sizi nasıl bu şekilde düşünmeye sevk edebilirim?

Böylelikle şişenin ağzını kapatmış olduk.

Erkan ÇAVUŞ

26.03.2018

ELEKTRO ÇAVUŞ
Ana sayfa | Hakkımda | İletişim | Sosyal platform
ELEKTRO ÇAVUŞ2012 | elektrocavus.com